TÜM BEL SEN ŞAMPİYON OLDU
Sol sütun Sağ sütun GENEL KURUL DİVAN BAŞKANLIĞINA Değerli delegeler, değerli konuklar ve mücadele arkadaşlarımız, Sendikal demokrasimizin ve örgütsel yenilenmemizin en önemli…

Sol sütun
Sağ sütun
GENEL KURUL DİVAN BAŞKANLIĞINA
Değerli delegeler, değerli konuklar ve mücadele arkadaşlarımız,
Sendikal demokrasimizin ve örgütsel yenilenmemizin en önemli halkalarından biri olan şube genel kurulunuzu Tüm Bel Sen Merkez Yürütme Kurulu adına saygı ve sevgiyle selamlıyoruz.
Sendikamızın 13. Olağan Genel Kurul sürecini tarihsel bir kesitte gerçekleştiriyoruz. Derinleşen ekonomik kriz emekçilerin sofrasından ekmeği, cebinden geleceği çalıyor. Halkın sandıkta ortaya koyduğu irade yargı eliyle hiçe sayılıyor. Barış ve demokrasi umudu iktidarın oyalama ve pazarlık hesaplarına hapsedilmek isteniyor. Bölgemiz ise emperyalist savaş politikalarıyla yeniden kan ve gözyaşı deryasına sürükleniyor.
Bu nedenle genel kurullarımız yalnızca yeni yönetimlerin belirlendiği birer seçim süreci değildir. Geride bıraktığımız mücadele dönemini başarılarımızla olduğu kadar eksik ve zaaflarımızla da birlikte değerlendirip özeleştiri yaptığımız ve buradan çıkardığımız derslerle önümüzdeki zorlu sürece hep birlikte hazırlandığımız bir yenilenme ve güçlenme zeminidir.
Değerli arkadaşlar,
Ülkemizde ekonomik kriz artık geçici bir dalgalanma değil, milyonlarca emekçinin gündelik yaşamını kuşatan kalıcı bir yoksullaşma düzenine dönüşmüştür.
Hükümetin IMF’siz IMF programı doğrultusunda biz emekçilere dayattığı sefalet ücretlerine ve sözde tasarruf önlemlerine rağmen enflasyon düşmüyor, gerçek hayatta zaten bir karşılığı olmayan maaşlarımız her geçen gün daha da eriyor. Kamu emekçileri başta olmak üzere emekçilerinin büyük çoğunluğunun, iki kişinin çalıştığı hanelerin bile yoksulluk sınırının çok altında yaşamaya mahkûm edildiği bu tablo bir kader değil, bilinçli bir sınıfsal tercihin sonucudur.
Ekonomik krizin yarattığı meşruiyet kaybını baskı ve yargı eliyle kapatmaya çalışan iktidar, 2024 yerel seçimlerinden bu yana halkın demokratik iradesine karşı sistematik bir siyasi darbe süreci yürütmektedir. 2016 yılında Kürt illerinde kayyımlarla başlayan bu süreç, 19 Mart’la iktidar bloğunun dışındaki tüm belediyelere yani ülke geneline yayılmış ve bugün de hız kesmeden sürmektedir.
Bizler bu saldırıları yalnızca bir veya birkaç siyasi partiye değil; hem halk iradesinin tamamıyla hiç sayılması hem de gerçek bir muhalefetin olmadığı göstermelik bir sözde seçim sistem üzerinden demokrasinin bütününe yönelik bir saldırı olarak görmenin yanında, doğrudan yerel yönetim emekçilerine yönelik olduğunu da biliyoruz.
Kayyım atanan ya da yönetimine yargı eliyle el konulan her belediyede ilk icraat emekçileri sürgün etmek, görevden almak ve sendikal örgütlülüğümüzü dağıtmaya çalışmak olmaktadır. Bu nedenle kayyım rejimine ve talimatlı yargı operasyonlarına karşı mücadele bizim için soyut bir demokrasi talebi değil, aynı zamanda iş güvencemizin, sendikal hak ve özgürlüklerimizin savunulmasıdır.
Arkadaşlar,
Halkımızın uzun süredir tek bir ananın gözyaşı dökmediği bir dönemi yaşaması, toplumdaki barış özleminin ne denli derin olduğunu göstermektedir. Kürt hareketinin çatışma zeminini ortadan kaldırmaya yönelik attığı tarihsel adımlar ve Meclis'ten geçen çerçeve yasa, sorunun çözümüne ilişkin yetersiz de olsa, barış umudunu büyütmüştür.
Ancak siyasal iktidarın süreci "önce silahlar, sonra haklar" anlayışıyla ağırdan alması, kayyım uygulamaları gibi tek bir idari tasarrufla sona ermesi mümkünken halen devam ettirilmesi, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve Osman Kavala başta olmak üzere siyasi tutsakların durumlarında herhangi bir değişiklik olmaması ve bu yapılmayanlara ek olarak seçilmiş belediye başkanları ve yönetimleri ile çeşitli bahaneler adı altında toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskıların artarak devam etmesi, sürecin gerçek bir demokratikleşmeye mi yoksa iktidarın taktik bir hamlesine mi dönüşeceği konusunda haklı kaygılar yaratmaktadır.
Şunu bir kez daha vurgulamak gerekir ki barış sadece silahların susması değil, sorunların demokrasi, hukuk ve özgürlük temelinde çözümüyle mümkündür çünkü barış ancak demokrasiyle bütünleşirse kalıcı olabilir.
Değerli mücadele arkadaşlarımız,
İçinden geçtiğimiz bu tarihsel günlere, ekonomik, sosyal ve siyasal saldırılara ne kadar güçlü bir karşı duruş örgütleyebildiğimizi tartışacağımız genel kurulumuzda; ülkemiz ve dünyadaki nesnel durumu ve saldırıları doğru okumak kadar kendi eksik ve zaaflarımıza dürüstçe bakmak da bir zorunluluktur.
Aramızdan kimler seçilirse seçilsin, hepimizin ortak iradesi ortak sorumluluğu daha güçlü, daha örgütlü ve daha mücadeleci TÜM BEL SEN olacaktır.
Bunun için de hepimizin ortak hedefi, önümüzdeki dönem kadınların ve gençlerin söz ve karar süreçlerinde daha fazla yer aldığı, işyerlerinde üyeyle ve emekçiyle canlı bağlarını daha da güçlendirmiş, iç işleyişinde yoldaşlık ilişkilerini birlik ve bütünlük temelinde güçlendirmiş farklılıklarımızı zenginlik görerek kolektif çalışmayı daha fazla hayata geçiren bir TÜM BEL SEN’dir.
Genel kurulunuzun, bu yenilenmenin ve güçlenmenin ivmelendiği bir zemin olarak değerlendirerek birlik ruhumuzu ve mücadele azmimizi büyüteceğine ve önümüzdeki zorlu sürece daha güçlü hazırlanmamıza vesile olacağına inancımız tamdır.
Bu inançla genel kurulunuza katılan tüm delegelerimizi, üyelerimizi ve konuklarımızı bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyor, geride bıraktığımız dönemde emeği geçen mevcut yöneticilerimize teşekkür ediyoruz.
Yaşasın Emek, Barış, Demokrasi ve Özgürlük Mücadelemiz!
Yaşasın TÜM BEL SEN!
TÜM BEL SEN MERKEZ YÜRÜTME KURULU